Tuz'un Kitabı

Tuz'un Kitabı
  • Yazar

    Monique Truong

  • Çeviren

    Nuray Önoğlu

  • Orijinal Adı

    The Book of Salt

  • Genel Yayın Yönetmeni

    Güzin Yalın

  • Düzelten

    Nejla Özgür Şeker

  • Yayına Hazırlayan

    Güzin Yalın

  • Kapak Tasarım

    Ömer Ülkenciler

  • ISBN

    978-6056-42-485-4

  • Sayfa Sayısı

    316

  • Yayın Tarihi

  • Fiyat

    24.00 TL

Tuz Kitabı aşk hakkında. Eşcinsel aşk hakkında. Aynı zamanda yemek pişirmek hakkında. Yemek pişirmenin yalnızca yemek pişirmek olmadığı hakkında. Önyargılar ve sınıf ayrımları hakkında. Thin Binh’in hayatı hakkında. Thin Binhlerin kim olduklarını ve gerçek adlarını öğrenme zahmetine katlanmayanlarımız, bir türlü öğrenemeyenlerimiz hakkında. Çok erken yaşta kendisi için en iyisinin cahil kalmak olduğuna karar vermiş bilge bir “aptal” hakkında.

Hayat Binh’i Fransız sömürgesi Vietnam’ın Genel Vali’sinin mutfağından okyanus aşırı çalışan yük gemilerine, oradan Paris’e ve Paris’te GertrudeStein ve Alice Toklas’ın mutfağına atar. Bir yazım hatası değil bu, Gertrude Stein’a öyle hitap edilir, kendi arzusudur bu!

Binh her he kadar cehaletin kendisi için en iyisi olacağına karar vermişse de sözünü tutamamış biri. Keskin bir zekâya, zengin bir hayal gücüne, müthiş bir gözlem, betimleme ve kavrama yeteneğine sahip. Maceralı yaşamını, yaşadığı ve tanık olduğu aşkları, pişirdiği yemekleri ve yemek pişirmenin inceliklerini cömertçe paylaşıyor bizimle. Baştan sona merakla okuyoruz anlattıklarını.

Monique Truong adını bir kenara yazın. Vietnam kökenli bu genç Amerikalı yazarın adını daha çok duyacaksınız.

Kitaptan alıntı

Sonra biraz konuştuk, tutumlu bir şekilde, aralarda kocaman çatal dolusu yemekler yiyerek. Yemek çubuğu sunulmamıştı ve biz de istemedik. Önümüzde bir ziyafet varken, sofranın teknik ayrıntılarıyla zaman kaybetmeye ne gerek var, diye düşündüm.

“Kuzu göbeği mantarı mı?”
“Evet.” diye başıyla onayladı.
“Kuzu göbeği mantarı.” diyerek tekrarladım. Beklenmedik bir ilave, diye düşündüm. Ormanın çürüme küfüyle tadı zenginleşmiş bu mantarlar, yeşil fasulyelerin altına saklanmışlardı ta ki kokuları onları ele verene ve biz çatallarımızın dişleriyle onları aramaya başlayana dek.

“Tereyağı?”
Başıyla evet diyerek onayladı.

Tuzlu, karabiberli karidesler son olarak tereyağında çevrilmiş! Hayran kaldım. Yüksek sesle değil elbet, çünkü ağzım doluydu. Eriyen tereyağı altın rengini aldıktan sonra birkaç dakika daha ısıtıldığında, Anh Minh’in bana öğrettiği gibi, açıklanamaz bir şekilde odun ateşinde kavrulmuş fındık tadını alır. Şimdi yeniden öğrendiğime memnun olduğum bir ders.

“Su teresi?”

Lokmasını ısırmanın ortasında durdu ve bana baktı. Şaşkın, diye düşündüm. Önceki sorularım daha ziyade onay istekleriydi, basit sözcüklerle dile dökülmüş bile olsalar, profesyonel bir mutfakta zaman geçirmiş bir damağı gösteriyorlardı. Bu soru ise basit bir aşçı yamağının sorabileceği bir soruydu. Su teresini karıştırmaya imkân yoktur, ağızda acımsı bir tat bırakan, vücuda serinlik veren bu yeşilliği her Vietnamlı gözleri kapalı tanır. Ben de iyi tanırım. Sorum bu değildi. Tarifi aldatıcı ölçüde kolaydır, yağı dumanı tütene kadar ısıtırsınız ve su terelerini bolca tuz serperek göz açıp kapama süresi kadar pişirirsiniz. Sıcakla daha fazla temas ederse, saplar sicim gibi olur, ağzınızda düğümlenir, yutulması imkânsız hale gelir.