Mutfaktan Tabaktan Sokaktan

Mutfaktan Tabaktan Sokaktan
  • Yazar

    Güzin Yalın

  • Yayına Hazırlayan

    Nihan Özyıldırım

  • Kapak Tasarım

    Ömer Ülkenciler

  • ISBN

    978-605-64248-4-7

  • Sayfa Sayısı

    360

  • Yayın Tarihi

  • Fiyat

    30.00 TL

Mor kaftanlı şehzade, baharın en coşkulu günü hıdrellez, meyvelerin en şaibelisi, toprağın altında yatan asıl marifet, Suriye’den gelen iki maceraperestin Tahtakale’de açtığı kahvehane, devrilip Yeniçeri Ocağı’nı söndüren pilav kazanı, ekşi oturup tatlı konuşanlar, kakao ağacının tanrısı da olan Aztek kralı Quetzalcoatl, Floransa’dan Fransız sarayına yanında dondurmasıyla gelin giden Catherine de Medici, gönüldekilerin paylaşıldığı sohbeti bol sofralar, Akdeniz’in altın sıvısı, mevsimi geçenler ve her dem taze kalanlar, iyi günde kötü günde yenen helvalar, hamarat arının paha biçilmez marifeti, yalnızca sokakta yenenler, adaklar ve kurbanlar, bereketin sembolü buğday, Vergilius’tan günümüze pizza, herkesin ortak günahı çikolata, imparatorluk sahibi içecek çay; diş buğdayı, son akşam yemeği, roş aşana; imbik, rakı, şarap; denizlerin ve bozkırların ürünleri; dört kıtanın yedi iklimin yemişleri...

Afiyetle okuyunuz...

Kitaptan alıntı

Ne zaman Türkiye’den uzakta olsam, bir yandan yeni bir mekanda, farklı bir kültüre ait özelliklerin tadını çıkartıp karşılaştığım yeni yemekleri zevkle denerim; oraya özgü tarifler not edip bir sürü farklı içecekler tadarım, bir yandan da arkamda bıraktığım, bildiğim sevdiğim lezzetler, artık yavaş yavaş beni geri çağırmaya başlar. Gezmeyi ne denli istersem isteyeyim, seyahat süresi bir ayı geçti mi, karşı koyulmaz biçimde İstanbul’u özlemeye başlarım. Özellikle Türk yemekleri, sadece gözümde ve burnumda değil, neredeyse dilimde-damağımda da tütmeye başlar; kısacası, yemek üzerine yoğunlaşan keskin bir nostalji yaşarım. Üstelik nedense, bu “geçmişe özlem”, yalnızca kendi geçmişime değil, benim henüz dünyada olmadığım çok daha “eski günlere” kadar da uzanır. Sanırım, konu yeme-içme adetleri ve mutfak gelenekleri olunca, gençliğimizde yaşadıklarımızdan kaynaklanan kişisel özlemlerle, genel anlamda mutfak yaşantısına ait olan kültürel nostaljiler kolayca birbirine karışıyor. Cumhuriyetin ilk yıllarından bir rakı sofrasının fotoğrafı, çocukluk yıllarımda sahurda yenenler, annemin elinden çok sık yediğim ve bir türlü kendim pişirmeye vakit bulamadığım “anneanne usulü enginar”, bir kitapta okuduğum eski bir Erzurum sofra geleneği, babamın keyifle pişirdiği “memleket yemekleri”nin anısı… Tüm bunlar, beni alıp tanımadığım kadar gerilere götürmeye yetiyor.