Lezzet Fetihleri

Lezzet Fetihleri
  • Yazar

    Michael Krondl

  • Çevirmen

    Aslı Kutay Yoviç

  • Genel Yayın Yönetmeni

    Güzin Yalın

  • Yayına Hazırlayan

    Nihan Özyıldırım

  • Kapak Tasarım

    Ömer Ülkenciler

  • ISBN

    978-605-64248-2-3

  • Sayfa Sayısı

    248

  • Yayın Tarihi

  • Fiyat

    25.00 TL

Küçük, siyah karabiber tanecikleri, uzun ince tarçın çubukları ya da şekilsiz zencefil yumruları aslında yüzyıllar boyunca dünya tarihinin önemli bir kısmını belirledi; olağanüstü zenginliklere, akıl almaz maceralara, acımasız kıyımlara sebep oldu; imparatorlukların kaderini değiştirdi, debdebeli kentler ve talihsiz sömürgeler yarattı.

Avrupa tarihinin bir dönemi bu lezzetleri fethetmek, sağladıkları zenginliği yönetmek ve sundukları keyiflere tek başına sahip olmak peşindeki ülkelerin mücadelesiyle şekillendi.

Venedik, Lizbon ve Amsterdam… Michael Krondl, belirli dönemlerde dünya baharat ticaretini elinde tutmuş olan bu üç kent üzerinden okuru lezzetli, eğlenceli ve meraklı bir yolculuğa çıkarıyor. Ortaçağ Avrupası’nda kuş sütünün eksik olmadığı abartılı ziyafetlerden Malabar sahillerinde cenneti arayışa, Büyük Veba Salgını’ndan Haçlı Seferleri’ne, Ümit Burnu’nun keşfinden Endonezya adalarının sömürgeleştirilmesine pek çok konuya değinen; sözü geçen kentlerin bugünkü yemek kültürü birikimine ve küreselleşen baharat ticaretinin günümüzdeki küçük sırlarına uzanan, lezzetli tarifler ve baharat rayihalarıyla dolu bir tarih anlatısı sunuyor.

Kitaptan alıntı

Bu sırada Avrupa kültürü içinde baharatın rolü gittikçe yön değiştirmekteydi. Venedik kalyonlarında taşınan gizemli Doğu’nun tılsımlarından, Haçlıların haçları ile bezeli inanılmaz büyüklükte ticaret gemilerine yüklenen egzotik hazineye ve ondan da son olarak Felemenk Doğu Hindistan Şirketinin ambarlarına boşaltılan karlı ama alelade bir mala dönüşmüştü. Bütün bunlar Avrupa, aralıklı olarak da olsa, İslam’a karşı dini etrafında birleşen ve aynı dili konuşan eğitimli sınıfa sahip bir kıtadan, inanç ve dilin ayırdığı ulus devletlerin savaş alanına dönüşürken meydana gelmişti. Reformasyon sonrası Avrupa’sında da insanlar bolca karabiber ve zencefil kullanıyorlardı ama bu baharatların geçmişe kıyasla ucuzlamış olmasından kaynaklanıyordu. Fakat modayı belirleyenler baharatlardan sıkılmıştı ve nesiller boyu Mediciler, Bourbonlar, Hapsburglar ve Tudorların tercih ettiği mutfak kültürü temelden değişmek üzereydi.

Avrupa, onu dünya hâkimiyetine götürecek olan ticarete başladığı dönemde Avrupalıların lezzet anlayışı da eski haline geri dönmüştü. Haçlı seferlerinin ve kutsal hac yolculuklarının modası geçmişti. Ve alem sona ermişti. Tabii ki bu bir gecede meydana gelmedi ve her yerde durum böyle değildi ama Madrid ve Versay’ın moda merkezlerinde baharatların bir değeri artık kalmamıştı. Venedik’i sütunlar üzerine oturtulmuş yıkık dökük bir balıkçı kasabasından Avrupa’nın en büyük metropolüne dönüştüren moda, Hıristiyan âleminin en uzak köşesindeki Lizbon’u dünyayı döndüren bir imparatorluğun başkentine çeviren birkaç duayenin gelip geçici lezzet anlayışı, Amsterdam’ı etrafını saran bataklıktan çıkartan ve küçücük bir ülke olan Hollanda’yı dünyanın en büyük güçlerinden biri yapan bu ufak kıtanın nüfusunun en küçük parçasının mutfak kültürüne dair alışkanlıkları, bunların hepsi sona ermişti. Moda değişmiş, başka yöne doğru ilerlemişti.